11 Ocak 2010 Pazartesi

Ustanın öğüdü


Yaşlı usta, küçük imalathanesinde yıllardır ney üretiyordu. Gür saçları iyice aklaşmış, hareketleri ağırlaşmıştı. Uğraşıyla ilintili olarak, gözlüklerinin arkasından bakan mavi gözleri derin bir bilgelik bahşediyordu sanki baktığı kişiye. Elindeki işi bıraktı ve etraftaki kamış tozlarını süpüren genç çırağına seslendi gözlüğünün üstünden;

- "Gel bakalım delikanlı."

Çırak süpürgeyi bırakıp ustasının yanına geldi. Eğilmekten sızlayan belini şöyle bir gerdi. Ustanın ses tonundan, anlatılacak ve öğrenilecek bir dersin yaklaştığını sezdi genç çırak. Fakat usta konuşmak yerine, yeni bitirdiği bir "kız ney" aldı eline ve sakince hicaz bir taksim geçmeye başladı. Çırak şaşmıştı buna, çünkü usta çok nadir ney üflerdi. Elbet ürettiği neylerin akordlarını kontrol ederken üflüyordu fakat daha önce kendisini çağırıp üflememişti hiç. Çırak derin bir nefes aldı ve bu güzel melodinin akışına bıraktı kendini. Bir kaç dakika sonra usta dem seslerde karar kıldı ve taksimi bitirdi. Çırak mest oldu ve bunun bir ödül olduğunu düşünüp sevindi. Fakat usta bu taksimden sonra eline çok eski, kenarda duran hafif küflenmiş  bir ney aldı. Gözlerini kapatıp bir şeyler mırıldandı bir kaç saniyeliğine. Sonra tekrar hicaz üflemeye başladı. Başta sesler, çok boğuk ve garip geliyordu. Notalar tam doğru bile açılmamıştı, hatta neyin baz yerlerinde ufak çatlaklar vardı. Fakat o kusurlu ses giderek güçlendi. Usta hicazdan saba'ya yumuşak bir geçki yaptı. Çırak olduğu yerde kalmıştı. Kulaklarına inanamıyordu. O bozuk akordlu ney, nasıl bu kadar ahenkli olabiliyordu. Duyduğu sadece müzik değildi. Olsa olsa büyüydü bu. Küçük bir çocukken sabah uyandığında annesinin ona nasıl sarıldığını ve öptüğünü hatırladı nedense. Sanki annesi yanındaydı yine. Sanki annesi hiç hastalanıp onu erkenden terk etmemişti... Gözlerine yaş birikti. Neden sonra neyin sesi giderek boğuklaşmaya başladı tekrar. Usta karar sese döndü ve taksimi sonlandırdı. Genç çırağının saçını şefkatle okşadı ve konuşmaya başladı. Sesi sanki biraz önce geçtiği taksimin bir devamıydı;

-" İşte gördün delikanlı. Şu bozuk akordlu neyi yıllar önce açmıştım. Acemiydim o zamanlar... Çıraklığım yeni bitmişti. Yine de atmaya kıyamadım ve garibanın gönlünü hoş tutmak için ara ara üfledim. Bütün kusurlarına rağmen nasıl da yırttı gönül perdelerimizi.. Biz de farklı bir yolda değiliz aslında. Hatalarımız ve acizyetimiz bir ömür boyu sürer. Lakin gönlünü doğru ve temiz tutmayı başarabilirsen, kendi ahenkini kendin bulursun. Hayat boyunca sana kazınan çatlaklar ve biriken tozlar olsa olsa o ahenkin oluşmasına yardımcı olur. Nice insan vardır perdeleri doğru açılmış, sesleri akordlu doğmuş. Fakat onlar şükretmezler de şikayet edip dururlar. Sen sen ol, yara almaktan, zedelenmekten korkma. Ruhen ve bedenen delik deşik olmayandan gerçek aşık olmaz. O kişinin kusurları varsa bile bunlar ne güzel kusurlardır kimbilir.."

Usta gözlerini yere dikmiş ve düşüncelere dalmış çırağına gülümsedi ve sesine canlılık katarak;

 -"Bu kadar gevezelik yeter. Sözü kısa kesmek lazım vesselam. Yapılacak çok iş var. Git de şöyle güzel, demli bir çay koy şimdi. Allah yönümüzü dosdoğru eylesin."

Ustanın sesindeki canlılık çırağa da geçti ve gülümseyerek; "Tamam usta!" dedi. Gün ışığını yavaş yavaş çekiyordu dünyadan...

Onur Dinçer