29 Ocak 2009 Perşembe

Gürültü ve Sükunet



Gürültünün varolduğu yerde, insan yok olur. Çünkü insanın mayası sessizliktir, boşluktur. Bu sessizlik, şiirdir. Bu boşluk müziklerin en güzeli, dansların en coşkulusu, aşkın gerçek yüzüdür. Oysa tamamen gürültü üzerine inşa edilmiş bir dünyada yaşar olduk. Sesimizi duyurmak için bağırmamız gerektiği öğretildi bize. Dini sözcükler bile sloganlara dönüştürüldü. Dini bile gürültüleştirdik. Bu nasıl bir ironidir? Dinin de kaynağı insan gibi sessizliktir oysa. Tanrı’yı duymak için ise tek koşul sükunettir. Sesin, gürültünün olduğu yerde huzur barınamaz, tanrısallık barınamaz. Din varlıktan değil, yokluktan gelir. Anahtar sözcük “istemek” ya da “dilemek” değil “fakr”dır. Yani kendini tanrı içinde eritmek, ölmeden önce ölmek.. Din teknik bir alan değildir. Din, yapılacak hareketler bütünü değildir. Din, bilinçten yükselir. Başka bir anahtar kelime de “sır”dır. Tanrı içimizdeki sırdır. Bir şeyin içinde büyümesine izin vermek istiyorsan “sır” tutmayı da bilmelisin. Dini yaşamak için varlığından başka hiçbir şeye ihtiyacın yok. Benim anlayışımdaki dindarlık mutlak sessizlikle ve sevgiyle varolur. Eğer çatışma varsa, kavga varsa, savaş varsa üretilen sadece gürültü ve yıkımdır. Biz dünyaya mücadele etmek için gelmedik. Rekabet ve dayatma bizim doğamızın bir parçası değil. Hiçbir şey sevmek ve sevilmek kadar yüce ve tanrısal değildir. Jimi Hendrix’in şu sözleri bu açıdan çok anlamlıdır: “Aşkın gücü, güç aşkını yendiğinde, dünya barışla tanışacak.”

2 yorum:

alizafersapci dedi ki...

İlginç düşünceler ve iyi bir blog. Paylaşımlar için teşekkürler.

Onur Dinçer dedi ki...

Çok teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın!