7 Aralık 2008 Pazar

Politika ve Dindarlık

Bir politikacının dindar olması mümkün değildir. Bir politikacı için din sadece bir basamak olabilir. Gerçek dindarlık ile politika birbirine taban tabana zıttır. Bir politikacının birincil amacı hükmetmek, kitleleri manipüle etmektir. Bunun için bir çok araca gerek duyacaktır; reklam, medya, yalan.. Din de bu araçlardan biridir onun için. Günümüzde belki de bir politikacının elindeki en önemli araçtır din. Bu topraklarda Selçuklu bunu yaptı, Osmanlı bunu yaptı. Bu hala yapılıyor. Sadece izle.. Politikacılar gerçek dindarlıktan ölesiye korkarlar. Bu yüzden sahte dindarlığı ve dinin toplumları manipüle etmekte en büyük rahatlığı sağlayan ortodoks yorumları sahiplenirler. Selçuklu'nun Hasan Sabbah'tan ve İsmaili'lerin batıniliğinden korkması bundandı. Osmanlı'nın bektaşilerden korkması bundandı. Bir bektaşi ya da mutasavvıf için tanrı ile insan arasında hiç bir engel yoktur. Bu kişiler, tanrıya ulaşmak için camiye, kiliseye, sinagoga ihtiyaç duymaz. Kendi bedenleri başlı başına bir tapınaktır onlar için. Fakat bu durum politikacıların işine gelmez. Çünkü insanlar bu özgürlükçü fikirlerle kontrol altında tutulamazlar. "Ben tanrı"yım diyen Hallac-ı Mansur'un derisinin yüzülmesi, Anadolu'da kadın-erkek eşitliğini ve kardeşliği savunan Şeyh Bedrettin'in, Pir sultan'ın asılması ve ortaçağ avrupasında engizisyon mahkemeleriyle binlerce insanın katledilmesi bu korkunun eseridir. Politikacılar, bazen korku ve sindirmeyle bazen de daha demokratik gözüken yollarla kitleleri peşinden sürükler. Eğer bir kişi çoğunluğu peşinden sürüklüyorsa bundan şüphe duymalısın. Gerçek dindar yalnızdır. İsa yalnızdı, Buda yalnızdı. Çevrelerinde sadece bir kaç tane mürit vardı. Çünkü onlar asiydiler. Çünkü onlar politikacıların otoritelerini tehdit ediyorlardı. "Tanrıya ulaşmak için bu saçmalıklarla uğraşmanıza gerek yok" dediler. Roma İsa'yı öldürür öldürmez ne hikmetse tanrı'nın oğlu olduğu kabul edildi ve Hristiyanlık ortaya çıktı. Yaşayan bir İsa değil ama ölü bir İsa çok işlerine geliyordu belli ki. O'nu tapınaklarda resimlere ve heykellere hapsettiler ve arkasından İsa'yı dinlemek için kilisemize gelmelisin dediler. Buda'nın başına gelen de budur. Bugün tüm genel dindarlık anlayışının başına gelen budur. Tam bir cansızlık hali. Zaten politikacıların istediği de budur. Bir çok okula, sokağa "yunus emre" ismi verilir. "Yunus Emre der hoca, Gerekse var bin hacca, Hepisinden eyice Bir gönüle girmektir.." diyen Yunus Emre onların işine gelmez. Onlar ölü Yunus Emre'yi, ölü Mevlana'yı tercih ederler.. O sebeple bu kişileri, ölü ritüellerin ya da sokak adlarının içine gömerler.

Bir politikacı gerçek bir dindar olamaz. Bunu artık görmelisin. İnsanoğlunun bu uyanışa, tanrı ile insanın arasına ne sakallı mollaların ne de takım elbise giymiş politikacıların giremeyeceğini anlamasına, korku temelli ölü din anlayışından vazgeçmesine her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Zira insanlık bilinci, Yunus Emre'yi, Pir sultan'ı, Hacı Bektaş'ı, Mevlana'yı, Şeyh Bedrettin'i, Baba İshak'ı, Ömer Hayyam'ı, Hallac-ı Mansur'u hatırlayacaktır, onları değil...

Onur Dinçer - Aralık 2008

Hiç yorum yok: