25 Temmuz 2008 Cuma

Bir öykü

-“Beni, senin kurallarınla oynamaya zorluyorsun! Karar almaktan acizmişim gibi davranıyorsun.”
-“Ah! Yapma. Bunun bir oyun olmadığını sen de biliyorsun. Ayrıca istediğin kararı almakta özgürsün”
-“Hayır. Bunu oyun sanan sensin ve benden daha iyi olduğunu düşünüyorsun. Aslında hepimizden daha iyi olduğunu düşünüyorsun. Çünkü biz aciziz. Sana bağımlıyız. Sense bunun fazlasıyla farkındasın. Bizi küçümsüyorsun. Belki de bizi bu duruma düştüğümüz için suçluyorsun. Bize kızgınsındır da belki. Yanlış anlama. Ben sana kızgın değilim. Bir şekilde acıma duygunun üstesinden gelmeliydin. Böyle bir savunma geliştirdin.
-“Demek beni çözdün ha. Ne iyi. O zaman ortada sorun yok demektir. Şimdi izninle. Görmem gereken daha çok..”
-“Hayır! Hep kaçış yönteminiz bu değil mi? Yoğun olmak. Eminim ki sorunun asıl kaynağının bu olmadığını sen de biliyorsun. Bu bize davranış tarzını açıklamıyor. Bize her dediğine itaat etmek zorunda olan yavru köpekler gibi davranıyorsun. Neden bu yüzyılda herkes duyguları saklanması hatta yok edilmesi gereken şeyler olarak görüyor? Hoşumuza giden hislerimizi bir kutuda saklayıp, hoşlanmadıklarımızı çöpe atabilsek keşke. Ama işler böyle yürümüyor.
-“Sana acıdığımı nereden biliyorsun? Hatta belki de seni gerçekten önemsemiyorumdur. Hem belki de sadece kendine kızgınsın. Öfkeni bana yöneltmeni anlıyorum. İnan buna ilk kez raslamıyorum.”
-“Yine aynı şeyi yapıyorsun. Bende gördüğün her ruh halini klinik bir durum ya da onun sonucu olarak değerlendiriyorsun. Empatiden de yoksunsun. Piston, silindire uymuyorsa değiştir gitsin. Ne kadar kolay bir çözüm değil mi? Bunun senin işini ne kadar kolaylaşırdığını tahmin edebiliyorum.
-“O zaman beni neyle ve neden suçluyorsun? İşimi zorlaştırmamı mı istiyorsun? Buraya gelen herkese özelmiş gibi davranıp her gün gözyaşı mı dökmem gerekiyor? Ne öneriyorsun bana? Lütfen cevap ver, seni zevkle dinleyeceğim.
-“Kızdın. Bu çok güzel. Karşındakinin bir motosiklet olmadığını fark ettin. Seni de sinirlendiren bu aslında. Çünkü bununla daha önce hiç yüzleşmedin. Benle ilgili bilmen gerekenleri bildiğini sandın hep. Üniversitede sana ihtiyacın olan her şey öğretildi nasıl olsa. Ama beni tanımıyorsun.
-“Seni aciz, zavallı bir yavru köpek ya da bir motosiklet olarak gördüğümü söyledin. Ne söylersem söyleyeyim seni aksine inandıramayacağım. Çünkü sen de beni farklı görmüyorsun anlaşılan. Madem seni tanımıyorum tanışalım o zaman. Bir yerlerde bir şeyler içer bir maç izleriz belki. Ah! Pardon. Nasıl da unutmuşum. Bu akşam 317’deki hastayla sinemaya gidecektim. Neyse başka bir zaman belki?
-“Sanırım haklısın. Bu tedavi beni çekilmez biri yaptı. Saçmalayıp duruyorum. Sizi işinizden daha fazla alıkoymayayım. Üzgünüm doktor..

O gün doktor için geçmek bilmedi nedense. Her gün işini doğru yapmanın vicdani rahatlığı yerine içinde tanımlayamadığı bir sıkıntı ile ayrıldı onkoloji bölümünden. Bunun nedeni üzerine düşündü. Fakat bulamadı. Kısa süre içinde bu sıkıntıdan kurtuldu. Yine de nadir de olsa arada bir nükseden bir baş ağrısı gibi taşıdı onu içinde. Bu ağrıya çözüm olacak bir ilaç da bilmiyordu zaten..

Onur Dinçer 2008

10 Temmuz 2008 Perşembe

Fark etmek


Öğrenmek çok sığ bir eylemdir. Kişiyi pasif kılar ve ruh aslında hiç öğrenmez. Ruh sadece keşfeder. Öğrenmek sosyal bir arzu ve gerekliliktir. Fakat "fark etmek" kişisel çaba gerektirir. İnsanlar bunun üstünde hiç durmadı. Eğitim sistemleri bunu hiç görmedi. Ruhunun kuytu köşelerinde saklı öyle hazineler var ki. Senin aslında hep bildiğin fakat farkında olmadığın o kadar çok şey var ki. Fakat ısrarla sana başka hazineler sunuldu. Dışarıdan bakınca son derece parlak ve alımlı gözüken eline alınca yüzüne gözüne bulaşan, boyası akan yanılsamalar.. Sonra doymamaya başladın. Hep daha fazlası için uğraştın. Sana hazine diye sunulanı hiç eline almadın, hiç sorgulamadın. Dolayısıyla içsel hazinenden daha da uzaklaştın ve sonunda onu tamamen unuttun. Sen hep öğrendin. Doğruyu bildiğini sandın. Fakat daha kendinin farkında değildin. Fark etmeyi hep bir zaaf olarak gördün, bir hatanın telafisi olarak.. Sen hiç kendini dinlemedin.