15 Ekim 2007 Pazartesi


Bazen bir bakis takilir gözümüze. Bakan kisinin meraki bize de bulasiverir aniden. Çok azimiz meraklidir bakislarin anlamini çözmeye. Kaçirmak istemeyisimizdendir bu, birisinin görülmeye deger buldugunu görmeyi. Bir terk edisin ardindan son kez evini, yurdunu görebilmek içinse bu bakis, sadece olan biteni anlamaya çalisan o gözleri dinlemek gerekir belki de. Insani, hayvandan ayiran ve genellikle atlanan bir özellik de insanin geçmisiyle yasamaya mecbur birakilmasi degil midir? Bundandir Promethues'un Olympos'tan bizim için çaldigi atesi ve çilesini unutmamamiz, bundandir o yegane çaresiz bakislar ve yine bundandir sadece kendi akibetini düsünen gözler. Fotografçi bu noktada devreye girer ve iskaladigimiz gözlerle bir bulusma ayarlayiverir bizlere. Bu bulusmayi erteleme veya iptal etme sansimiz yoktur çogu zaman. O anda hazir bulunuruz o özel gerçeklikte..Bütün gözler kesisir, zamanin olmadigi, evrenin dinginlestigi ama yasamin bir çaglayan gibi aktigi o çizgide. Fotografçinin gözleri, fotografa bakanin gözleri ve fotograftakilerin…Magnum fotografçisi Economopoulos'u Grek topraklarindan su bizim dogu illerine getiren de bu bulusmada hazir olma çabasi olsa gerek.

Nikos Economopoulos / Kars.1989

fotoğraf serüveni

fotoğraf illet bir şeydir. gerçekten de öyledir. her fotoğrafın kendine has bir değeri ve önemi olduğu doğrudur(cep telefonuyla ilginç bulduğu her şeyi çeken, fotoğrafın içini boşaltan ve tüketen pazarlama kültürünün yarattığı güruhu bunun dışında tutuyorum--anything goes--). fakat bazı fotoğraflar barthez'în deyimiyle sizi vurur..bir şeyler hissettirir..fotoğraf özünü herkes ve her şeyden bağımsız olan gerçeklikten alır, fotoğrafçının süzgecinden geçer ve size ulaştığında artık ortada ne fotoğrafçı vardır ne de sadece bir an varolmuş ve bu sebeple gerçek üstü bir nitelik kazanan gerçek..fotoğraf benim için çok yorucu bir yolculuktur.. zaman zaman tıkanırım..herşeyi yerli yerine koymaya çalışırım anlamsızca..bir tablo gibi kurallara uygun bir kompozisyonun peşinden koştururum..elde ettiğim şey çok sıkıcı bir nitelik kazanır o zaman..çünkü fotoğraf bir resim değildir..gerçeklikte hiç bir şey düzenli değildir ki..bir düzen varsa da bu gerçekliğin an alt katmanında olan bizler sadece bunun kaosuna tanık oluruz..karıncaların hareketleri de bize oldukça kaotik gözükür fakat dikkatle incelendiğinde inanılmaz bir düzenin içinde olduklarını fark ederiz..doğaya yabancılaşan biz insanlar böylece kaosumuzdan da uzaklaştık..kendi kurduğumuz düzen ise kendi halimize bırakıldığımızda olacaklardan daha kaotik..konuyu dağıtmadan; fotoğraf da kaotik bir gerçeklikten yani doğasından kopmadan işlemesi gereken bir yöntemse -ki öyledir- kuralları çok daha esnek olmalı hatta kuralsızlıkla kucaklaşmalıdır.. fakat bu öyle bir kuralsızlık olmalıdır ki onu göreni, onunla karşılaşanı vursun..kendi doğasına ait bir parça gibi hissetsin o fotoğrafı..bu kuralsızlık da bir dayatmadan kaynaklı olmamalıdır kuşkusuz..

"güzel fotoğraf" (yukarıda belki de gizlice tanımladığım) kendi kendini inşa edebilmelidir..bu fotoğraf buram buram "fotoğraf tarihi" kokmalı aynı zamanda kurallara uymadığı için kendisi dolayısıyla başka bir şey olmalıdır. buradaki "güzellik" kavramı çok daha geniş bir anlam içerir. işlevi, sorumluluğu, biçimi, içeriği, fotoğraf izleyici önüne gelene kadar geçen her süreci güzelliğe dahil edebiliriz..yıllarca "güzel" fotoğraf peşinde koşan fotoğrafçılar kimi zaman başkalarının gözlüklerini kullanırlar ister istemez..sanırım doğru olan "güzel" fotoğraf çekmeye çalışmadan önce fotoğrafçının kendisine ait bir gözlük edinmesidir..bu öyle bir gözlüktür ki camı şiir, edebiyat, siyaset gibi sayısız alanda yanarak oluşur..fotoğrafın içini dolduran da bu gözlüktür..

18 Eylül 2007 Salı

Lomografi Üzerine






Lomografi






Sanat her zaman ağdalı dramları, büyük aşkları, sadece çok şanslı veya şanssız olanların yaşadığı sıra dışı olayları mı konu alır? Hiç bir sanatsal ve estetik nitelik barındırmayan sıradan konular sanatın ilgi alanına girmez mi? Bugün bu sorulara rahatlıkla yanıt verebiliyoruz. Evet; sıradan, çirkin belki de yakışıksız olan da sanata dahil edilebilmekte. Bu durum sanatta kimi zaman yapı-bozumcu bir yaklaşımla karşımıza çıkıyor. Esas amacı “kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak” olan dadaizm ekolünün ünlü temsilcisi Marcel Duchamp’ın “bisiklet tekerleğini” ve yaygınca bilinen “ters duran bir pisuvarı” sergisilemesi bu yapı-bozumculuğa işaret ediyor. Sanat tarihinde bu tarz üretimlere “tukaka” demeden önce biraz düşünmek, nesnel ve de tarihsel bakmak faydalı olabilir. Sanatçı en azından alışılmış estetikçiliğe karşı çıkıyor ve burjuva değerlerinin tiksinçliğini vurgulamaya çalışıyor. 90’lı yıllarda popüler olmaya başlayan lomografi de benzer ve aynı zamanda farklı bir etkilenmenin sonucu. Önce içeriğini açıklamakta fayda var tabi; Lomografi hikayesi, söylentiye göre KGB ajanlarınca kullanılmak üzere üretilen sovyet üretimi bir fotoğraf makinası olan “lomo lc-a(lomo compact automat)”ya dayanıyor. Lc-a sıklıkla kullanılan, geleneksel 35mm film ve bir kaç ufak pille çalışan, oldukça basit bir mekanizmaya sahip 50 gramdan ağır olmayan bir fotoğraf makinesi. Plastik merceği ve ilginç etkilerle şekillendirdiği farklı fotoğraf dokusu üreten bir makina olarak 1991 yılında Çek Cumhuriyeti’ni ziyaret eden bir grup Viyana’lı öğrenci tarafından keşfedilince, Lc-a batıda da yaygınlaşmaya başlıyor ve zamanla bir alt-kültür oluşturuyor. 1994 yılında New York ve Moskova'da açılan ilk Lomo sergilerinin ardından kendine has bir doku üreterek çalışan bu makinanın kullanıcıları Lomografi akımını tanımlıyorlar. Lomografik görseller üreten tek makina Lc-a değil. Holga, Holga 35mm, Actionsampler, Frogeye, Pop-9, Oktomat, Fisheye, Fisheye2, Colorsplash, Colorsplash Flash, F-stop Bang, SuperSampler, Horizon 202, Seagull, TLR ve Smena 8M gibi modeller de tercih edilmekte (Avusturya'lı Lomographische AG, Lomography markasını ticari anlamda saklı tutmaktadır). Günümüzde lomografi meraklısı kişi sayısı hiç de az değil. Dünyanın her yerinden binlerce üyeye sahip lomography.com sitesinin üye sayısı hala hızla artmakta. Dünya'nın en popüler göresel sanat paylaşım sitesilerinden Deviantart’ta da arama motoruna “Lomo” yazınca karşımıza bu kelimeyle etiketlenmiş sayısız fotoğraf, fotoğrafçı hatta grup çıkmakta (http://lomography.deviantart.com/ ). Lomografi akımın 10 tane de temel kuralı var;

  1. Nereye gidersen git, Lomo'n yanında olsun.
  2. Her zaman kullan, gece/gündüz.
  3. Lomografi hayatınıza bir müdahale değil onun bir parçası olsun.
  4. Bel hizasından çekim yap.
  5. Mümkün olduğunca yakından çek.
  6. Düşünme.
  7. Hızlı ol.
  8. Çekerken çıkacak sonucu umursama.
  9. Aslında çıktıktan sonra da...
  10. Kuralları boşver.

Lomografi "düşünme, çek" anlayışını temel alan bir fotoğraf anlayışı yarattı. Rastgele, yakın-plan, her tür bozulma etkisine açık, net olmayan ve genellikle doğal olmayan renklerden oluşan lomografikler kendi içinde, bu yaklaşıma bağlı bir estetik içinde değerlendirilmekte. Yani yazının başında yapı-bozumu olarak sözü edilen kurallara karşı çıkış ve onları tepe taklak etme anlayışı lomografi için de geçerli. Fakat lomografinin belki de eksiği bu karşı çıkmanın farkındalığında olmaması. Akımın, çıkışı itibariyle olmasa da uygulanış itibariyle amacının “kabul edilenin aksi yönünde davranarak kafa karıştırmak” değil “olabildiğince üret ve ürettiğini hızlıca tüket” anlayışı çerçevesinde şekillendiğini görüyoruz. Bu durum da 2000’li yıllarda yaşayan, günde sayısız reklamın ve işlevsiz bilginin görsel ve işitsel bombardımanına maruz kalan bizlere hiç de yabancı değil. Aslında her aklı selim bireyin rahatlıkla kavrayabileceği gibi, pazar (ya da sistem..Adını ne koyarsanız koyun) bizden düşünmeden tüketmemizi, daha da çok tüketmemizi istiyor. Lomografi yapı-bozumu niteliğiyle var olmaya çalışsa da tam da bu noktada sisteme yenik düşünüyor ve belki de onu yeniden üretiyor. Kendisi başlı başına bir pazar oluyor. Bazı internet sitelerinde, maliyeti 10 doları bile zorlayamayacak olan bir fotoğraf makinası olan lc-a 150 Avro’dan satılıyor. Sonradan üretilen eşantiyonlarının (kılıf, balık gözü lens, colorsplash flaş vs.) bile fiyatları dudak uçuklattırıcı (size de i-pod’u hatırlatmadı mı?). Bu durum da amaçla-sonuç arası bir çelişki yaratıyor. Günümüzde en sert sistem mualifliğinin bile kurumsallaşınca bir pazar konusu haline geldiği düşünülünce lomografiyi çok da suçlamamak gerekiyor belki de. Öyle ya da böyle her hangi bir cebinize sığabilecek büyüklükte bir makinayla kadraj ve pozlama üzerine düşünmeden rahatlatıcı çekimler yapmak ve çekimlerin enteresan sonuçlarını görmek oldukça keyifli. Sonuçta kimse verili öğretileri uygulamak zorunda değil. 10. kuralı hatırlayalım: Kuralları boşver!


















1988 üretimi bir LOMO LC-A


























Basit bir balık gözü lensin LC-A’ya eklemlenmesiyle oluşturulmuş lomografik bir çalışma. Balık gözü lensin oluşturduğu deformasyon dikkat çekici.






























Aynı kareyi üst üste pozlama tekniği ve yansıma çekimleri Lomo meraklılarınca çokça tercih edilir.



























Lc-a lensinin oluşturduğu siyah vinyet etkisi fotoğraftaki yalnızlık ve melankoli hissini güçlendirmiş. Lomografi kuralları düşünüldüğünde fazla titiz bir lomograf.




(Wikipedia kaynak olarak kullanılmıştır.)